Tiroidit

Bazı enfeksiyonlar ya da strese sebep olan durumlarda bağışıklık sistemimiz tiroit bezine karşı saldırıya geçer. Bu saldırı neticesinde tiroit üreten hücrelerimizin hasar görmesi, tiroidit olarak adlandırılır. Özetle tiroidit, tiroit bezinde enflamasyona sebep olan bir hastalıktır.


Akut Tiroidit

Tiroit bezinin iltihaplanması sonucu oluşur; süpüratif veya septik tiroidit olarak da bilinir. Normalde tiroit bezi sağlam bir kapsül/kılıf içinde korunduğu ve yoğun iyot barındırdığı için enfeksiyonlara karşı dirençlidir. Nadiren bağışıklık sisteminin zayıflaması halinde çevredeki organ ve dokularda meydana gelen enfeksiyonlar da tiroit bezine sıçrayabilir.  Boyun üzerinde tiroit bezinin bulunduğu bölgede ağrı, hassasiyet ve ısı artışı olabilir. Yüksek ateş ve bölgesel lenf düğümlerinde şişme görülür. Ultrasonografi muayenesinde tiroit bezinde apse saptanır. Apsenin boşaltıldığında çoğunlukla hem tanı netleşir hem de tedavi gerçekleşir. Ayrıca antibiyotik tedavisi de etkilidir.  Tiroit bezinde fazla hasar varsa ve kalıcıysa hipotiroidi (tiroit bezi yetersizliği) oluşabilir. Hipotiroidi tanısında hormon tedavisine başlanır.  
 

Subakut Tiroidit (Granülomatöz Tiroidit / De Quervain Tiroiditi)

Çoğunlukla virüslerden kaynaklı bir üst solunum yolu enfeksiyonundan oluşur ve sadece tiroit bezleriyle sınırlı kalır. Bazen de vücudun salgıladığı ve bağışıklık sistemiyle bağlantılı olan kimi maddeler subakut tiroidite neden olabilir. Bu tür bir tiroiditin belirtileri kendini göstermeden 2-8 hafta evvel hasta genellikle üst solunum yolları iltihabı geçirmiş olur. Bu durumun sebebi net olmasa da bağışıklık sisteminin enfeksiyon sonrasında tiroit bezini de yabancı olarak görmeye başlaması ve saldırması nedeniyle ortaya çıktığı düşünülür. 40-50 yaş arası dönemde görülme sıklığı artar ve kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla 3-4 kat fazladır.  Boyunda kulağa vuran, yutkunmayı zorlaştıran ağrı şikayetler arasındadır. Ağrı boynun iki yanında da olup yer değiştirebilir, dokunulduğunda hassasiyet artar. Ayrıca halsizlik, yorgunluk, eklem ve kas ağrıları, hafif ateş, soğuk algınlığı gibi şikayetler de görülebilir. Tiroit bezinin hasarlı bölgesinden kana geçen hormonlar nedeniyle çarpıntı, terleme, sinirlilik, saç dökülmesi, ishal gibi belirtiler ortaya çıkabilir.   Çoğunlukla yavaş seyreden hastalık süresi 6-8 haftayı bulabilir. Kan dolaşımındaki hormonların azlmasının ardından buna bağlı şikayetler geriler. Hastaların yarısında hastalık sırasında tiroit hormonu yetmezliği (hipotiroidi) hafif şekilde belirebilir ve ciltte kuruluk, dalgınlık, göz çevresinde şişkinlik, soğuğa karşı hassasiyet ve kabızlık görülebilir. Hastalığın tedavisi tamamlandığında 10 hastadan birisinde hipotiroidinin kalıcı olma riski vardır. 

Tiroit hormonları metabolizmanın işleyişini düzenlediği için subakut tiroidit, metabolik düzenin bozulmasına sebep olur. İlk evrede enfeksiyon sebebiyle parçalanan tiroit hormonları kana karışır ve bu, metabolizmanın hızlanmasına yol açar. Hipertiroidi denen bu durumda hasta aniden kilo vermeye başlar; terleme, çarpıntı ve nefes darlığı gibi belirtiler görülür. Sonraki iki haftada hormonların düzene girip, metabolizmanın işleyişinin normale döndüğü evreye geçilir. Ancak hastalık ilerlediğinde hipotiroidi baş gösterir ve hastada kilo alma, cilt kuruluğu, uyku hali ve kabızlık başlar. Hastalık seyrini tamamladığında tiroit bezi ve dolayısıyla metabolizma normal işleyişine ger döner. Ancak hastaların onda birinde kalıcı hipotiroidi gelişebileceği unutulmamalıdır. 

Hafif vakalar için basit ağrı kesiciler yeterli olabilir. Daha şiddetli hastalarda kortikosteroid yani kortizon tedavisine başlanabilir. Hastalık çoğunlukla 8-10 hafta devam eder. Tedavilere rağmen hastalık sık sık tekrar ederse tiroit bezinin cerrahi operasyonla çıkarılması düşünülebilir ama bu işleme çok nadir başvurulur.  Hastalık sürecinde dinlenmenin çok önemli olduğu unutulmamalıdır. Tedaviler, bazı hastalarda hipotiroidi gelişmesine engel olamadığı için hastaların düzenli aralıklarla takip edilmeleri gerekir.  Kortizon tedavisi sırasında yemeklerde tuz ve şeker tüketiminin azaltılması önerilir. Doktorunuz aksini söylemedikçe iyot içeren besinlerin tüketilmesinde kısıtlamaya gerek olmaz.
 

Hashimoto Tiroiditi (Kronik Otoimmun Tiroidit)

Tiroit hastalıkları arasında Hashimoto tiroiditi’ne diğerlerine oranla çok daha sık rastlanır. Görülme sıklığı binde 1 olan bu hastalık, kadınları erkeklere göre 20 kat daha fazla etkilemektedir. Kadınlar arasında da 20 ile 50 yaş arası, hastalıkla en fazla karşılaşılan dönemdir. Hashimoto tiroiditi, bağışıklık sistemimizin tiroit bezini yabancı olarak algılaması ve bağışıklık hücrelerinin tiroit bezine saldırmasından kaynaklanır.   

Hastalık, ilk evrelerde tiroit bezinin büyümesi (guatr oluşumu) ve ardından giderek küçülmesi ile karakterizedir. Hashimoto tiroiditi görülen bireylerde bağışıklık sistemiyle ilgili diğer bazı hastalıkların da görülmesi olasıdır.
Hashimoto hastalığının yaygın belirtileri olan kalp çarpıntısı, terleme ve sebepsiz huzursuzluk, doktora başvurulmadığı için çoğunlukla fark edilmez.  Hastalığın kendini belirgin biçimde fark ettirmesi, bedendeki tiroit hormonu yetersizliğinin ne kadar hızlı ve yoğun geliştiğiyle ilişkilidir. Çoğunlukla bu hastalık tiroit bezinin çalışmasını yavaşça ve fark ettirmeden bozar ve fonksiyonlarını kaybetmesine yol açar. Hipotiroidinin kan testlerinde net biçimde fark edilmesi hastalığın kalıcı hale geldiğini gösterir. 

Takip ve tedavide hastalığa özgü antikorlar yol göstericidir. Eğer bu antikorlar yüksek ancak tiroid hormonları normal ise  herhangi bir tedaviye gerek yoktur.  Antikorların düşmesinde selenyum mineralinin etkili olduğu bilinse de hipotiroiditiye karşı koruyucu değildir. Yani hastalığın seyrini değiştirmez. Dolayısıyla sürekli selenyum takviyesi önerilmez. Gebelik planlanıyorsa hastalığın takibi ve tedavisi için hastaya özgü yaklaşım sergilenir. Hipotiroidi tespit edildiğinde ise eksik olan hormonun yerine konması şeklinde olan tedavi başlanır.